Sayfalar

10 Kasım 2012 Cumartesi

Mustafa Kemal

Milyonların "önder"i, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu, tarihin halkı tarafından en çok sevilen diktatörlerinden biri olan Mustafa Kemal'i anlatmama, tanıtmama fazla gerek yok herhalde. Bugün itibariyle ölümünün üzerinden 74 yıl geçti ama onun düşünceleri, ilkeleri kısaca ideolojisi hala bu topraklarda "egemen ideoloji" olmaya, eğitim sisteminin temelini oluşturmaya devam ediyor. Bu yazıyı okuyanların büyük çoğunluğu tarafsız insanlar olmayacak, Kemalist bir eğitim sisteminden çıkan ve Mustafa Kemal'i neredeyse tanrı olarak gören ve bundan aptalca gurur duyan insanlar olacak. Şimdiden söyleyeyim bu tarz insanlar bu yazıda yazacaklarıma inanmayacaklar, inanmak istemeyecekler ama bu bilgiler dünyanın döndüğü bilgisi kadar gerçek ve elimden geldiğince yazı arasında kaynak belirtmeye de çalıştım. (İsteyene kullandığım kaynakları mesajla ulaştırabilirim)  

Hayattayken her meydana kendi heykelini diktiren diktatörün hikayesini gerçek geçmişi, idam ettirdiği insanlar ve yaptığı katliamlar olarak üç ana bölüme ayırdım.


Öncelikli olarak Mustafa Kemal'in Osmanlı belgelerine göre 1880, Malatya/Akçadağ doğumlu olduğunu söyleyeyim. Annesi olarak öğretilen Zübeyde Hanım aslında halası. Mustafa Kemal 5 yaşındayken babası çeteler tarafından öldürülünce Selanik'e Zübeyde Hanım ve Ali Rıza Efendi'nin yanına gönderiliyor asıl ailesi ise Çakıroğulları olarak bilinmekte. 1931'de Malataya'ya gidince asıl ailesini hoporlörden anons ettirip maaş bağlattığı bilgisini de ekleyeyim ve bu maaş hala devam etmekteymiş. Bütün bu bilgiler 1993 yılında Çakıroğlu ailesinin bir tapu davasında mahkemenin nüfus kayıtlarına kadar inmesiyle ortaya çıkıyor ve tabi Ankara duruma hemen el koyup belgeleri ve mahkemenin ses kayıtlarını kozmik odalara kapatıyor. (Kaynak: Yazar Fatih Bayan. Belgelerin ve ses kayıtlarının kopyalarının onun eline geçmesiyle bu olay duyuldu zaten) Nedense medyamız ve devlet bu bilgiler hiç yokmuş gibi davranmakta, insanların bu basit doğruları öğrenmesinin önüne geçmekte. Bu da Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye'de neredeyse bir din olduğunu, hakkındaki yanlış bilgilerin doğrularıyla düzenlenmesinin bile "günah" sayıldığını anlatıyor bizlere. 


Şimdi de Atatürk'ün idam ettirdiği insanlardan bahsedeyim... 1925 ve 1926 yıllarında; Milli Mücadele'nin başlıca finansörü Cavit, Milli Mücadele'nin İstanbul ayağını örgütleyen Kara Kemal ve liseden beri en yakın arkadaşı olan Albay Arif Bey idam edildiler. 1923'te kendisini diktatörlükle suçlayan Ahmet Şükrü Bey'i Topal Osman'a öldürttü ve sonrasında da tepkiler üzerine Topal Osman'ı idam ettirdi. Ve İstiklal Mahkemeleri. Cumhuriyet tarihinin hatta insanlık tarihinin en utanç verici olaylarına sahne olan İstiklal Mahkemeleri. Tam 9.000 insan sudan sebeplerle idam edildi o mahkemelerde. Kimisi şapka takmıyor diye kimisinin orduya verecek bir şeyleri yok diye. Asılanların büyük çoğunluğu savaştan harap olmuş Anadolu köylüleriydi üstelik. En dehşet verici uygulaması ise: Eğer bir baba ve bir oğul aynı anda idama mahkum edilmişse önce babanın gözü önünde oğlu asılır evladının ölümü izlettirilir sonra baba idam edilirdi. Yargılananlar aynı gün içerisinde tutuklanır, yargılanır, cezalandırılır, idam edilirdi ve hiç bir şekilde kendilerini savunma hakları yoktu. Bu idamlarda kadrolu olarak görevlendirilen cellat Kara Ali'nin Tanin gazetesine verdiği röportajdaki sözleri: "Ben Ankara'da 6.128 kişinin sehpada ipini çekmiştim." Yazının başında da dediğim gibi bütün bu bilgiler karatılmış gerçekler, biraz araştırmayla biraz "kazı"yla ulaşılabilen gerçekler ben sadece geniş bir derlemesini yapıyorum.


Çok konuşulan, tartışılan, bilinen ve yürekten yoksun yaratıkların (insan diyemiyorum çünkü her insanda hatta hayvanda bulunan bir erdem olan merhametten yoksun olanlar insan sayılamaz.) "İyi yapmış","Devletin iyiliği için yapmış" dedikleri Dersim, Zilan, Menemen ve Rize katliamları. Dersim Katliam'ı en çok gündemde olan olduğu için oradan başlayayım. Dersim, Osmanlı'ya dahi vergi vermemiş altı aşiretten oluşan bir vilayetti ve doğal olarak Türkiye'ye de vergi verme, boyunduruğu altına girme niyetinde değildi. Uzun süre Ankara'yla bu konuda yazıştılar (yazışmaların resimlerine Haberturk'ten ulaşabilirsiniz) silah bırakma kararı almalarına rağmen Türk kolluk kuvvetleri tarafından tutuklandılar ve bu aşiretlerden birinin lideri öldürüldü. İsmet İnönü'nün bu konudaki sözleri: "Arkadaşlar, (...) Şimdi size, Tuncelindeki vaziyetin bu günkü halini arz etmek isterim. Cumhuriyetin imar ve ıslah programına muhalefet eden, nüfusları az olmakla beraber, altı aşirettir. Bugün bu altı aşiretten müşevvik ve sergerde ne kadar adamlar varsa bunlar reislerile beraber faaliyet imkânından tamamen mahrum bırakılmışlardır. Altı aşiretten birinin reisleri imha edilmiş ve diğerlerinin reislerinin hepsi yakalanmış, adalete teslim edilmiştir..." İsmet İnönü Dersim'e müdahale konusunda gönüllü değildir bu yüzden Atatürk, Fevzi Çakmak'la beraber hareket eder ve 13.000 silahsız insan, sonradan Atatürk'ün bir askerinin söyleyeceği gibi " Mağaralarda fareler gibi" öldürülür. Türkiye Cumhuriyeti'nin yeni aldığı biyolojik ve kimyasal silahlar Dersim halkı üzerinde denenir. (Dersim katliamının harekât planlarını Trabzon'daki müzede bulabilirsiniz) Katliamı engellemeye çalıştığı için de İnönü bu dönem görevden alındı. Ermeni kökenli olan, Ermeni Soykırımı'nda ailesi öldürüldüğü için öksüz ve yetim kalan Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen, Dersim'in bombalanmasına katılarak Dünya'nın ilk kadın savaş pilotu oldu. Dersim'in hikayesi bile tek başına Atatürk'ten ve temsil ettiği her şeyden nefret etmeye yeter ama bununla sınırlı kalmamış sevgili "Ata"mız. 1930'da Zilan'da katledilen insanların sayısı hakkında kesin bir bilgi bile yok. Kesin olan şeyse orada 5.000'i kadın ve çocuk olmak üzere farkı kaynakların rakamlarına göre en az 15.000 en çok 47.000 insanın katledildiği. Şimdilerde "Bir şehit için Menemen'i yaktı Atam." diye bazı beyinsizlerin bahsettiği, tekrarlarını görmek istediği Menemen'de de önce kasaba bombalandı sonra yakalanan yüzlerce kişi sorgusuz, sualsiz idam edildi. Atatürk'ün Cumhuriyeti'nin demokrasi değil dikta olduğunu gösteren en somut örneklerden biri ise çok az kişinin bildiği 1925'teki Rize olayıdır. Halk şapka karşıtı gösteri yaptı diye şehir denizden top atışına tutuldu, kaç insanın öldürüldüğüne dair belli bir sayı yok. İnsanları şapka takmak istemiyor diye öldürmek ne kadar da demokratik bir hareket ne kadar da halkın kurtarıcı olarak gördüğü insana yakışır hareket değil mi? Söylenebilecek söz bile yok. Yine 1925'te Şeyh Said İsyanı 10.000 insan öldürülerek bastırıldı. İsyanları kanla bastırmak hangi yönetim tipinin geleneği hepimiz biliyoruz söylememe gerek yok sanırım. Son olarak bir ekleme yapayım; 1980 darbesi, darbe dönemindeki Diyarbakır cezaevi, Ceylan Önkol'un öldürülmesi, Roboski'de(Uludere) 19'u çocuk 34 insanın öldürülmesi ve daha aklıma gelmeyen niceleri Kemalizm ideolojisinin ürünleridir.


Bütün bu bilgilerin ışığında vicdanı, insan sevgisi, adalet duygusu olan her insanın varacağı sonuç tek: Mustafa Kemal Atatürk, eli kanlı bir diktatörden fazlası değildi. 

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Devlet, Polis ve Üniformalı Erkeklere Bayılan Türk İnsanı

Yazıya başlamadan önce bir link koyacağım ki baştan polise karşı genel tavrım belli olsun ne okuyacağınızı bilin ona göre devam edin ya da kapatıp gidin. Rap'in "müzik" olduğu son 10-15 yıldaki gibi saçma sapan bir şeye dönüşmediği yıllardan, rap müzik tarihinin en iyi grubundan N.W.A.'den nefis bir şarkı: http://fizy.com/#s/1qlriy. Şunu da söyleyeyim; doğru düzgün adamlar da polis oluyor tamam ama sadece Türkiye değil tüm dünya ülkelerindeki polis teşkilatları işe yaramaz, bir baltaya sap olamamış, cahilliğin en diplerinde yüzen her bakımdan boktan insanlardan kuruludur. Bunların bileğini kessen kan yerine bok akar, cehalet akar. Düzgün, iyi diye sınıflandırılabilecek %1'lik kesimi hariç tutarak yazacağım kendilerini ve ya yakınlarını bu sınıfa sokan polis arkadaşlarım ya da polis yakını arkadaşlarım, alınmayın gücenmeyin.

Polis teşkilatı dediğimiz zımbırtı insanların güvenliğini sağlamaktan çok "devlet"in güvenliğini sağlamak üzerine çalışan ve devletin, halk üzerinde yaratmayı amaçladığı korkunun aracıdır. Devlet eliyle yapılan terörün baş aktörüdür. Ha terör dedim, bunu tanımlamam lazım. Bize öğretilen, ülkeye karşı silahlı eylem vs. vs. terörün sadece bir çeşidi ve belki de en az görülenidir. Genel tanım şudur ki; insanlar üzerinde korku yaratmayı amaçlayan her türlü davranış, eylem terör kapsamındadır illa birilerinin tetiği çekmesine gerek yok. Polis, asker, medya vs. devletin gerçekleştirdiği bu terörün, kontrol edişin, korkutmanın en önemli etmenleridir. Şöyle bir örnek vereyim: PKK'nın eylemleri yüzünden insanlar evlatlarını askere göndermeye korkuyorsa, PKK'nın eylem alanları içinde yaşayan insanlar da canlarından endişe ediyorsa bu korkular da medya kanalıyla yaratılıyorsa burada terörist olan PKK'dan çok medyadır, dolayısıyla devlettir. Hükumetler insanları korkutarak kontrol altında tutarlar, dünya üzerinde kaç tane devlet varsa o kadar "korku imparatorluğu vardır" bir nevi. Onlar insanların kontrolden çıkmasından, hakkını aramasından, başkaldırmasından öyle korkar ki 10 tane işçi eylem yapsın başına 50 tane polis diker.(Gözlerimle gördüm, rakamda abartı yok) Milliyetçilik odaklı eğitim verirler ki insanlar sorgulamaya yeteneğini, beyinlerini kaybedip devletin sınırlarına vatan, devletin bayrağına "bayrağım" desin. Yani her devlet cahil, düşünemeyen vatandaşlar ister olur da birileri böyle olmazsa diye başlarına askeri, polisi diker medyayla beyinlerini yıkar. Hepsi bunun dozunu farkı ayarlasa da Türkiye'de hayli yüksek olduğu da ortada. (Bütün bunları anlatmadan yazının ana konusunda geçemezdim.)

12 Ağustos Pazar günü İzmir'de az önce uzun uzun anlattığım polis yani devlet 3 genci yaralayıp 1 tanesini öldürdü. Hadi kaza desen, anlık sinir desen, insani bir durum desen değil ölen adamın 2'si bacaklarından 1'i karnından 3 mermi çıktı. 3 mermilik sinir olmaz. Bu olayla ilk kez polis sokak ortasında durduk yere adam öldürmeye başlamıştır. Daha önceki icraatlarını zaten biliyoruz yıllardır öğrenci, işçi dövüyorlar ki son dönem üstüne bir de milletvekili dövdüler. Yine yıllardır her türlü etnik azınlığa hele ki Kürtler'e sebepsiz dayaklar atılıp, işkenceler yapılıyordu. Bir tek cinayet işleyecek cesaretleri yoktu ama bunu da yaptılar işte. Polis bu işi bu zaten terörist bir yapılanma ama bu kadar güçlenmeleri, cesaretlenmeleri endişe verici. Bundan daha çok endişe verici olan şeyse insanların bu olaydan sonra verdiği tepkiler, yorumlar ve medyanın yansıtma şekli. Şuana kadar okuduğum kadarıyla Habertürk: "Polis kendisine saldıran gruptan bir kişiyi vurmak zorunda kaldı." şeklinde aktardı, Sözcü zaten 5 cümle yazıp bırakmış, bir tek Radikal adam gibi anlatmış ki o da Radikal zaten ülkedeki 2,3 tane düzgün medya organından biri, diğerlerini tam olarak okumadım ama Hürriyet'te yine olayın üstüne gitmiş gibi... Hadi medyayı da anlayayım onlarda terörün kaynaklarından biri ama bu halkın, bu insanların nesi var neden üniformalı erkekleri bu kadar seviyorlar neden devlet, içlerinden birini öldürse bile sesleri çıkmıyor da üstüne tebrik ediyorlar anlamıyorum. Forumlarda, sözlüklerde, haber sitelerinde yapılan yorumlarda yüksek oranla görüş şu: "İyi yapmışlar. Onlar polis döverken iyi, polis vurunca mı kötü olacak." Onlar, diye yazdıkları kendileri haberleri yok... Bu olaya verilen tepkinin kökeni, Türk tarihi kadar eskidir belkide. İngiltere'de polis bir zenci çocuğu vurdu diye bütün halk ayaklanmıştı yine Yunanistan'da da polis bir sivili öldürdü diye ayaklanmalar başlamıştı neden Türkiye'de insan öldüren polis tebrik ediliyor başka yerlerde ayaklanmaya varacak kadar tepki gösteriliyor tarihsel kökenine bakmak lazım biraz. Bin yıllarca tek adamla yönetilmiş bir halk, demokrasiden sonra bile "tek adam yönetimi"ne ülkeyi en çok yakınlaştıracak insanlara (Menderes, Erdoğan) oy veren bir halk düşünün. İki zıt kutbundan biri yarı-diktatör Erdoğan'ı severken diğer tarafı tam ve her şeyiyle diktatör olan Atatürk'ü özleyen bir halk. Bin yıllarca kayda değer hiç bir başkaldırı hareketinde bulunmamış, bulunsa da sonuca ulaşamamış bir halk. Yani cahil, sorgulama yeteneğinden yoksun bu yüzden de "insan" olmaktan uzaklaşıp biyolojik olarak beyne sahip olan ama düşünemeyen organizmalar topluluğuna dönüşmüş bir halk. Ama yinede bu halktan bile bu olaya böyle bir genel yorum, bakış açısı, bu derece vicdansızlık ve körlük beklemiyordum. Ne diyeyim umarım bu olayda devletin tarafını tutan insanların kardeşleri, anneleri, babaları, her hangi bir yakınları da polis kurşunuyla ya da asker kurşunuyla falan ölür de bu hissi ve bu dünyayı daha iyi anlarlar...

26 Nisan 2012 Perşembe

Türkiye'de Irkçılık ve Kemalizm

Aslında bu yazıyı Emre Belözoğlu - Didier Zokora olayları sırasında yazacaktım ama geciktim anca vakit buldum napalım hayat... Herkesin okuduğu, takip ettiği gibi bir kaç hafta önce bir ton yazar Türkiye'de ırkçılığın olmadığını, Türk insanın yapısında, hayat görüşünde bu tarz şeylerin yerinin olmadığını Emre'nin bir anlık sinirle o sözleri söylemiş olabileceğini falan yazdılar, savundular. Bu konuşulanların ışığında Türkiye'de ırkçılık algısını ve bu algının kemlizmle ilişkisini anlatacağım... Önce ırkçılık nedir ne değildir tanımlamak gerek: Başka milletten, renkten, kültürden insanları kendinden aşağı görme durumu, kendi milletini üstün görme durumudur yani bir nevi beyinden yoksun olma, hasta olma durumu. Yani ırkçılık dediğimiz olay sırf renkle olmaz milliyetlerin ve kültürlerin aşağılanmasıyla da olur.Türkiye'de siyah insanları aşağılamayı bırakın ekstra iyi davranılır ekstra sevilir tamam iyi, güzel ama herkes kabul etsin yine aynı siyahlara "yamyam" "goril" "maymun" falan denmesi de çok yaygındır ve işin kötüsü bu ırkçılık olarak görülmez "E biz severiz siyahları." denir. Renk meselesinin dışında "Bizim geleneklerimizde bu yok biz ırkçı değiliz." der her Türk ama bunu diyen adamlar Kürt, Ermeni, Rum, Yahudi ya da Arap milletlerinin en az birinden nefret eder daha doğrusu nefret etme hakkını kendinde görür. Bu çok çok acı bir şeyin göstergesidir, resmidir; Türkiye'de ırkçılık o kadar içselleştirilmiş o kadar normalleştirilmiştir ki Ermeni'den Kürt'ten nefret etmek Türkler için doğal bir olgudur bunu hak olarak görürler onlara göre bu kesinlikle ırkçılıktır değildir olması gerekendir, normal olandır. Ülkücüye, kemaliste sorsan "Irkçı değilim, milletimi savunuyorum." falan der ve ona göre savunma eylemi Türklüğü üstün diğer milletleri aşağı görme düşüncesine dayanır, ona göre milletini üstün görmek de normaldir diğerlerini aşağı görmek de. Hrant Dink'in ölüm yıl dönümünden sonra Hocalı katliamı anmasında "Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz" pankartlarını taşıyanlar, beyaz bereler takıp Agos'a yürüyenler bu insanlardır, kemalistler ülkücülerdir. İddia ediyorum Kemalizm tüm dünyadaki en ırkçı ideolojidir. Kemalizm, kemalistlerin faşizm olarak gördüğü ülkücülükten de faşist bir ideolojidir. "Ne mutlu Türk'üm diyene." sözü tarihteki herhangi bir liderin kullandığı en aşağılık en ırkçı cümledir. Bu sözün ışığı altında şunu diyebilirim ki Ülkücü insan bir Kürt'ten sırf Kürt olduğu için nefret edebilir bu kesinlikle iğrenç, mide bulandırıcı bir durum ama daha kötüsü Kemalist, Kürt'ten Kürt olduğu için değil Türk olmadığı için nefret eder, kendini Türkiye'de olmasına rağmen Türk gibi görmediği için nefret eder. (Yazdığım millet isimlerine takılmayın Kürt'ü çıkarıp Rum'u da koyabilirsiniz İngiliz'i de fark etmez.) Ülkemizin eğitim sistemi maalesef kemalizme tapan bireyler yetiştirdiği için neredeyse 100 yıldır bu topraklarda ırkçılık dibine kadar normalleştirilmiş bir olgudur, gerizekalı ırkçı bir adam bile ırkçı olduğunu bütün kalbiyle reddeder bunu fark edemez. Okullarda hepimize kemalizm aşılanmıştır hepimiz İngiliz'i Fransız'ı Ermeni'yi Rum'u düşman görerek onlardan nefret ederek büyümüşüzdür. Ne mutlu bana ki hayatımın ilk 14-15 yılını ülkücü, kemalist karışımı biri olarak geçirdikten sonra beyin diye bir organımın olduğunu bunu düşünmek, sorgulamak için kullanmam gerektiğini fark ettim ve bu zehri beynimden atabildim. Şimdi 4+4+4 falan olacak ama aynı bokun laciverti işte. Bu sefer de hayatında bir tane bile Yahudi tanımamış insan İsrail devletinin yaptığını, devlet-halk ayrımı yapamayacak kadar beyinsiz olduğu için bütün Yahudi insanlara yıkarak onlardan nefret etme hakkını kendinde görecek ve asla bunu ırkçılık olarak düşünmeyecek. Özetle; Türkiye, Türkler'in düşündüğünün daha doğrusu fark edemediğinin aksine ırkçılığın son derece yaygın olduğu bir ülkedir ve bunun temel nedeni okulların, kemalizm zehrini on yıllardır genç beyinlere zerk etmesidir.